Çin'in Yükselişi

Bilindiği gibi, “Altın Çağ“ dönemi 1945 ve 1970 yılları arasındaydı. Bu dönemde sadece büyük genişleme değil, aynı zamanda küresel ekonomiye etki eden düşüş de yer aldı. Burada dünya sisteminde gerçekleşen yapısal bir krizden bahsediyoruz. O zamanlar ABD, süper verimli üretimi nedeniyle hegemonya sahibiydi. Dolar, dünya ekonomik sisteminin rezerv para birimi olduğu için, kapitalist bir sistemde ciddi para kazanmanın tek yolu bu hegemonyaydı. ABD kültürel ve politik hakimiyet kurmayı ve böylece hegemonya kazanmayı başardı. Böylece dünya ABD kurallarına göre hareket etti.



Batı Avrupa ve Japonya’da, 1960 ve 70'lerde otomobil endüstrisinde, ucuz üretim nedeniyle artış yaşandı. Bunun sonucunda, ABD devletinin maliyesi zarar gördü. Sovyetler Birliği'nin de benzer sorunları vardı: kapitalizmde rekabet; kâr için değil, fiyatlar için iyidir. Finansallaşma, belirli alanların gelişmesi ve ABD hegemonyasındaki düşüş, 1970-90 yılları arasındaki 3 fenomen olarak kabul edilir. Etkin kazançlar diğerlerinin borçluluğu sayesinde elde edildi ya da karlı olmayan alanlar, ikincil güçlerin (örneğin Çin, Meksika, Tayvan, vb.) eline geçti. ABD Soğuk Savaş'ı kazandı, ama aslında bu bir kayıptı, çünkü amaç savaşı devam ettirmekti. Sovyetler Birliği'nin çöküşü Körfez Savaşı'nı mümkün kıldı. Saddam'ın yenilgisi, potansiyel nükleer güçleri sindirmeyi amaçlıyordu, ancak tam tersi oldu. ABD için tam bir fiyaskoydu ve bu süreç ABD'nin yavaş düşüşü olarak kabul ediliyordu.


1970-95 yılları Çin'in yükseliş zamanıydı. ABD'nin sanayisizleşmesi ve ucuz ithalata duyulan ihtiyaç nedeniyle üretim, gelişmekte olan ülkelere kaydırıldı, zayıf ülkeler sanayi tabanlarını genişletme şansına sahip oldu. Aynı zamanda Çin nüfusu, yetersiz tarım ekonomisi nedeniyle açlıktan ölüyordu, ama Çin'in ucuz işgücü vardı. Her iki tarafın da o süreçte yakın ilişkiye ihtiyacı vardı. 1972'de ABD başkanı Nixon, karşılıklı anlaşma için Çin'e gitti. Sonuç olarak, Çin'deki büyüme önemli ölçüde güçlendi ve Afrika üzerindeki etkisi daha belirgin hale geliyordu.



1970'lerde Mao rejimi altında, Çin'in merkezi olarak planlanan, komünist ve kapalı bir ekonomisi vardı. Bu yüzden “devlet“ anlayışı ön plandaydı. Çin’de liberalleşme 1970'lerin başında başlamasına rağmen, ABD ancak 1979'da Çin'i tanıdı, çünkü ABD’nin kapitalist düzeni, kapitalist olmayan Mao rejimini tehdit olarak görüyordu. 1979'daki yeni Deng Xiaoping rejiminden sonra ekonomi serbest pazarın ilkelerine göre kademeli olarak yeniden düzenlendi. Batı ve ABD ile serbest ticaret ve yatırımlar başladı.


Mevcut piyasa mekanizmaları yoluyla özel şirketler için bir teşvik daha vardı: ticaretin serbestleştirilmesi. Ticaret engelleri azaltıldı ve bu sayede doğrudan yabancı yatırımcıların ilgi odağı oldu. Pekin konsensüs ekonomik kalkınma modelinin Çinliler için pozitif etkileri oldu. Çin'in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliği de Çin ve ABD açısından olumlu etkilere yol açtı. Çin, yüksek ve hızlı ekonomik büyümeye odaklandı ve daha verimli bir üretici olarak Çin'den yapılan ithalat, ABD için düşük fiyat enflasyonu anlamına geliyordu.


--- Sinan Bulut

©2020 sarmalco.com || Yavuz tarafından hazırlanmıştır. || Her hakkı saklıdır.